ortaya bir tez atmak (koymak çok iddialı geldi) için o konuya ilişkin bir derdim olması gerekir. içten ve samimiyetle yapılan bir iş illaki bir iştirakçinin içine dokunur. ümitvar olmak lazım. İstanbulda balkonsuzlaşma sürecini yazacağım tezimde. başlangıçta çok çekmedi beni, daha önemli dertlerimiz olduğunu düşündüm ne yalan söyleyeyim. işte evsizler var biz balkon sefsaı konuşuyoruz gibi :D Bir senedir bu konuyla ilgili dertlenmeye çalışıyorum ama neresinden tutsam çok temiz bir dert gibi geliyordu. üç dört farklı yanından da tuttuk meseleyi. ama şimdi, beşinci meseleyi yakaladım. içlendim. çözemem ama dokunabilirim. en azından insanlarla konuşarak somutlaştırabilirim. oraya geleceğim. kısaca anlatayım size gezindiğim yöreleri, ilk olarak bir balkon atlası ile başladık. türkiye ve dünyanın çeşitli yerlerinden, görerek değil de nizami bir şekilde ip gibi dizilmiş mimarlık ürünlerinin sunulduğu platformlardan balkonlar yakaladık. bu balkon avı neticesinde amanın ne de güzel balkonlar varmış da bizde yokmuş, ya da zamanında istanbul’da da güzel çiçeklerin sokaklara sarktığı dökme demir parmaklıklar varmış diyebildik. onlardan da bahsederim. ilk yazım yolculuğum olsun. aheste gidelim :)
ardından bir bap projesine başladık. araya gireyim, danışmanım nizam hoca’nın bizi yönlendirmesi ile başladık biz bu işlere. demeyi unuttum. sağ olsun, yolları birbirine hep denk düşsün 🙂 bap projesinde istanbulda zamanında balkonlu şimdilerde kentsel dönüşüm neticesinde balkonsuzlaşmış bölgelerin haritalarda sokak gezinmesi ile önceki/sonraki hallerinin envanterini çıkarıyoruz. sonuçlar berbat gerçekten, balkonsuzlaşma varsaydığımız değil bangır bangır gelen bir şeymiş. erenköy’le başladık, bakalım. ama dertlendiğim ey bu da değil, gelecek vadede bunu da açacağım. bekleyin. bu balkon meselesi çok su götürüyormuş. onun vasıtasıyla ne kent sorunlarını faş ettik bilemezsiniz, bileceksiniz. anlatacağım.
mimarlarla balkona ne oldu serisine başladık su ile. 3 mimar ekiple konuştuk, onların dedikleri de başka başka şeyler. mimarın bakışı ve ikamet edeninki birbirini hep tutmaz ya, bu tutuşamayışlara da şahit olduk. demin bahsettiğim kent sorunları ifşalarına da. bakalım mukimlerle denkleşiyor mu dertleri mimarların, göreceğiz. bunu da demeyeceğim ama. hislendiğim ve girmek istediğim yer başka. şimdi geldim oraya, anlatayım.
dün annemle telefonda konuşurken de iyice perçinlendi, ay bak gözüm doldu. anlatayım.
annem 25 yıllık öğretmendir, emekli oldu. son 5 yıldır evden öğretmen :) çok sever mesleğini ben de çok yakıştırırım. ben üniversitedeyken eskişehir’e yanıma taşındılar. evimiz site içinde, etrafı yemyeşildi. ama balkonsuzdu. şimdi bilecik’te balkonlu bir eve taşındılar. gelelim telefon konuşmasına. sesi bir mutlu geliyor bir mutlu geliyor.
bizim apartmanın karşısında asker’in karısı çıkar balkonda oturur çay sigara içerdi, saatlerce. bir özenirdim, bir canım çekerdi. çok şükür şimdi, biz de otururuz artık balkonda. sen de gel de dedi.
ya benim gözlerim doldu. şimdi de doldu. canım annem. öğretmenliği, dışarı çıkmayı sosyalleşmeyi özlemesine rağmen eve sıkışmak zorunda kaldığı günlerde evden, bir nefes alabilmek için, üstüne gelen duvarları aşabilmek için, her seferinde başörtüsünü ve üstüne uzunca bir gömleği geçirerek dışarı atardı kendini. her seferinde. askerin karısını balkonda oturur görür ve her seferinde. yani, ev haliyle, pejmürde, saçlarının yarısına kadar çektiği tülbenti onda mahcubiyet oluşturmaksızın hava alamaz mıydı biraz. eline yeni demlediği çayı alarak. annemin öğretmenlikten ev hanımlığına terfi ettiği o dönemde içini en çok sıkan şeylerden birinin kesinlikle eve mahkum olduğunu, eve mecbur olduğunu hissettiren balkonsuzluk mevzusundan da alacağım vardır. canım annem.
işte, buna dertlendim. yolculuğum da burada başlasın. çok da hatta hiç de akademik olmayan bu güncem beni besleyecektir. kapılar açacak, kapatacak, perçinleyecektir. yazdıklarıma inanacağım, var sayacaklarım, yok ettiklerim olacaktır. meselenin yalnızca noksanlaşan üç dört metrekareden ibaret olmadığını göstermek için kuvvetli araçlara ihtiyacım var. alırdım projeleri karşılatırırp nicel veri çıkarır ispat ederdim, ne var.. ama başka işte, işin içinde mecburi yaşam alanının bir tutsaklık alanına dönüşüyor oluşu var. evinden çıkamayan, çıksa dahi çok da uzaklaşamayan, çoluk çocuk bakan ocakta yemeği olan ve bunu görev bilen kadınlar var. bu noktada kimsenin kararını sorgulayamazsın, var işte. siz de çalışın diyemezsin, ortada zaten verilmiş bir karar var.
10 15 sene öncesinin ev içi dinamiklerinde olan ve yaşamı ev olan kadınlara nefes olan alanları inceliyorum. balkonun bunlardan biri olduğuna kalıbımı basarım. balkonla çıktığım yolculuk bakalım beni nerelere götürecek. komşuluk ilişkileri nasıl değişti, muhabbetin seyri ekranlara mı kaydı, telefonda konuşmak kafi mi? ev içi kamusallığın ahvali ne? bu süreçte annemle de sıkı sıkıya konuşayım diyorum. eskişehir’de komşumuz yoktu pek, annem günün 7 saati, işlenirken telefonda teyzemle konuşurdu. teyzem de almanya’da işlenirken :) yeterli değildi demek ki. mekan önemli. bu durumu çizebilmem için iyi yöntemlere ihtiyacım var. mekan etnografisi makul. çizmek video çekmek belki, mukayeseyi yalnızca sözle değil geçmiş-bugün yaşamının imajlar sesler yardımcı araçlarla aktarmak gerekir.
nasıl nasıl nasıl
Yorumlar
Yorum Gönder